SOSYAL DEVLET
A. Sosyal devletin tarihi gelişimi, özellikleri
Sosyal devlet anlayışı devletin toplumdaki sosyal riskleri gidermek ve fırsat eşitliği yaratmak adına müdahaleci, düzenleyici ve yeniden dağıtıcı olarak ekonomik ve sosyal hayata aktif müdahalesini öngören devlet anlayışıdır[1]. Sosyal devlet benzeri uygulamalarının kökeni insanlık tarihi kadar eski olmakla beraber modern anlamda bu olgunun ortaya çıkması 19. Yüzyıla dayanır. Keza sanayi öncesi toplumlarda toplumsal riskler cemaat toplumunun yarattığı komşuluk ve akrabalık ilişkiler ve kısmen kölelerle; bazen de vakıflar ve loncalar aracılığıyla giderilmekteydi [2].
15-18. Yüzyıl arası Avrupa coğrafi keşifler ve sömürgecilik faaliyetleri sonucu artan ticari faaliyetler birçok idari ve sosyal dönüşümü beraberinde getirdi. Bu süreç bir yandan toprak soyluluğuna dayalı sosyal sınıf düzenini altüst ederek mülkiyete dayalı yeni sosyal sınıf düzenini doğurmuş; bir yandan derebeyliklerin önemini kaybetmesine yol açarak burjuvazi destekli merkezi hükümetleri güçlendirmiş, bir yandan da tarım toplumundan sanayi toplumuna geçiş nedeniyle kırsal cemaat düzeninin yerine kentsel cemiyet düzenini ikame etmiş ve cemaat toplumunca giderilen sosyal risklerin kentleşme sürecinde kurumlarla giderilmesi gereğini doğurmuştur[3]. Bu anlamda süreç içinde İngiltere’de uygulamaya konulan 1601 Yoksulluk Yasası[4]uygulaması sosyal devletin kurumsallaşmasının ilk örneklerinden sayılabilir. Zamanla 19. yüzyılın son çeyreğinde gelişmeye başlayan kaza, sağlık ve emeklilik sigortası sistemleri uygulamaları önce Almanya’da başlamış, 1875-1925 yılları arasında yaygınlaşarak devam etmiştir[5]. Böylece modern sosyal güvenlik sisteminin temelleri atılmış oldu [6]. 1929 sonrası süreçte sosyal devlet anlayışı Keynesyen müdahaleci (hatta bazen girişimci) devletin gelir dağılımını etkilemeye yönelik politikalarıyla anlam kazanmış [7]; 1935’te Amerika Birleşik Devletlerinde sosyal güvenlik sigortası zorunlu hale gelmiş ve “Sosyal güvenlik” kavramı ilk kez kullanılmış[8], 1942 yılında ünlü Beveridge raporu sosyal refah devletinin çağdaş temellerini atmış[9], 1945 yılından sonra ortaya çıkan “Refah Devleti” anlayışının fonksiyon ve kurumlarının gelişmesiyle zenginleşmiş ve altın çağını yaşamıştır[10]. Sosyal refah devleti müdahalecidir; piyasa başarısızlıklarını gidermek sosyal ve ekonomik optimizasyonu sağlamak için harekete geçer ve yeni bir denge oluşturur. Düzenleyicidir; toplumda organize olamama gibi nedenlerle pazarlık gücü olmayan tüketiciler, işgücü vb. gibi sınıflar için asgari ücret vb gibi garantiler belirler. Gelirin yeniden dağıtıcısıdır; para ve maliye politikalarıyla sınıflar arası gelir ve refah uçurumunu giderir[11].
B. Sosyal Devletin Araçları ve Fonksiyonları
Sosyal devlet araçlarının ilk ortaya çıkışı sanayi öncesi toplumlarda yardım ve dayanışmanın ön plana çıktığı, genellikle kilise, vakıf ve loncalar tarafından sunulan sosyal yardım anlayışına kadar uzanır. Sosyal yardım anlayışında sosyal sorunlara “hayırseverlik” güdüsüyle çözüm bulunur. Almanya’da Bismarc döneminde devlet katkılarıyla fonlanan kaza sigortası, sağlık sigortası, emeklilik sigortası sistemleri gibi 1875–1925 yılları arasında yaygınlaşan uygulamalar sosyal güvenlik hizmetleri uygulamalarının temelini oluşturmuştur[12].
Sosyal devlet anlayışının ortaya çıkışı temelde işçi ve işverenler arasındaki gerilimi çözmek ve uzlaşmaya vardırmaktır[13]. Zamanla sosyal devletin ilgi alanına toplumun sosyal risk altında bulunan diğer sınıfları ve gurupları da girmiştir. Devletin sosyal amaçlarla geliştirdiği bu araç ve enstrümanlar yükününe genel anlamda “sosyal politika” diyebiliriz. Sosyal politika az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde kalkınma orjinli araçları içerirken gelişmiş ülkelerde toplam refahı arttırmaya yönelik “sosyal refah devleti” teması ağır basmaktadır[14]. Bu amaçla devlet az gelişmiş ülkelerde sübvansiyonlar, destekleme alımları, kamu iktisadi teşebbüsleriyle doğrudan mal ve hizmet üreterek piyasa başarısızlığını giderme yolunu seçmekte[15]; gelişmiş ülkelerde ise asgari yaşam düzeyi ve refah koşullarını iyileştirme yollarını aramaktadır. Bu bağlamda sosyal devlet dar anlamda sosyal tazmin (devletin kusurlu veya kusursuz sorumluluk ilkesi gereği sosyal riski üstlenmesi ve gidermesi), sosyal hizmet (muhtaç ve dezavantajlı guruplara yönelik fırsat eşitliğini sağlama amaçlı hizmetler), sosyal yardım (muhtaç ve dezavantajlı kesimlere yönelik maddi yardımlar), sosyal sigortalar (kaza sigortası, işsizlik sigortası vb) gibi araçları içerirken; geniş anlamda kamu harcamaları ve vergileme –yoluyla nimet/külfet dengesi sağlama, regulasyon ve kontroller –yoluyla piyasa başarısızlığını giderme ve fiyat istikrarını sağlama, Kamu İktisadi Teşebbüsleri –aracılığıyla sermaye ve girişim yoksunluğu nedeniyle piyasa şartlarında üretilemeyen temel mal ve hizmetleri üretme, planlama –yoluyla bölgeler ve sınıflar arası gelir ve refah dağılımını eşitleme, kamu yararı amacıyla kamulaştırma ve devletleştirme gibi araçlarla da zenginleşerek refah ve kalkınmayı birlikte sağlamayı amaçlar[16].
C. Sosyal Hakların Özellikleri
Sosyal haklar toplumda sosyal adalet ve eşitliği sağlamak adına insan haklarının genişletilmiş halidir[17]. Bu haliyle sosyal haklara “ikinci kuşak haklar” da denilmektedir. Toplumsal yaşamın doğası gereği insan hakları bir parça “sosyal”liği de barındırmaktadır[18]. Her birey toplumdaki konumuna göre sübjektif bir biçimde sosyal haklara sahiptir. Bu hak kimi zaman grev, lokavt hakkı; kimi zaman da mülkiyet ve eğitim öğretim hakkıdır.
Sosyal haklar bazen bir özgürlük (grev, lokavt), bazen toplumdan ve devletten edinimler talep etmek (sosyal güvenlik vs) şeklinde türdeş olmayan bir dağılım gösterir[19].
Anayasamızda sosyal haklar “Sosyal ve Ekonomik Haklar ve Ödevler” başlığı altında 41-65. Maddeler arasında düzenlenmiştir. 1982 Anayasası 1961 Anayasasından farklı olarak devletin sosyal hakların sağlanması yönündeki doğrudan müdahalesi yerine yönlendirici bir tutumu benimsemiş; sosyal hakları temel insan haklarının ayrılmaz bir parçası olarak kabul etmek yerine konut hakkı, çalışma hakkı vb başlıklar halinde sıralayarak programlandırmıştır[20].
D. Hukuk Devleti İlkesinin Gerekleri
En genel tanımıyla hukuk toplumu düzenleyen ve devletin yaptırım gücünü belirleyen yasalar külliyatını ifade eder[21]. Hukuk devleti ise toplumu oluşturan tüm unsurların hak ve yükümlülüklerinin güvencesinin hukuk kuralları olması durumudur[22]. Hukuk devleti ilkesi bu yönüyle hukukun üstünlüğünü gerektir. Peki hukukun üstünlüğü nasıl sağlanacaktır? Bunu 1982 anayasası özelinde inceleyecek olursak; öncelikle bunun için devletin faaliyetlerinde hukuk kurallarıyla bağlı olması gerekmektedir. Nitekim 19. Yüzyıl anayasacılık hareketleri devletin ve yöneticilerin iktidarını anayasal kaidelerle sınırlamış ve toplumu devlet karşısında güvence altına almıştır. Ayrıca yasaların yapılması[23]ve anayasanın değiştirilmesinin[24]de belirli kaidelere bağlanması yasama keyfiliğinin önüne geçecektir.
Bir diğer gereklilik ise temel hakların yasalarla güvence altına alınması ve bu hakların kullanılmasında herhangi bir ayrım gözetilmemesidir. Nitekim anayasamıza göre herkes herhangi bir ayrım gözetilmeksizin kanunlar önünde eşit addedilmiştir[25]. Hukuk önünde eşitlik devletin tarafsızlığını da getirecektir.
Her ne kadar hukuk yasalardan oluşsa da yasalarla verilen hakların ihlali durumunda yurttaşlar hem devlete karşı hem de diğer bireylere karşı yeterince hak arama yoluna sahip olmalı ve idarenin yargısal denetimi sağlanmalıdır[26]. İdarenin yargısal denetimi ise bağımsız hâkimlerce sağlanabilir. Ayrıca anayasamızda nihai itiraz ve temyiz mercii olarak Danıştay yüksek mahkeme olarak sayılmıştır[27]
E. Eşitlik Kavramı
Eşitlik kavramı değer, boyut, nicelik ve nitelik bakımından birbirinden ne artık ne de eksik olmayan iki veya daha çok şey arasında herhangi bir özellik yönünden yapılan karşılaştırma sonucu varlığı belirlenen ilişkiyi ifade eder[28]. Sosyal anlamda eşitlik ise bireyler arasında haklar ve imkânlar bakımından ayrım gözetilmemesi; ahlaki anlamda eşitlik, herkese hakkını verme, hak tanıma ve hakkaniyet; hukuki bakımdan eşitlik, kanuni emir ve yasakların, bütün vatandaşlar için, onların kişisel ve toplumsal durum ve özelliklerine bakılmaksızın aynı olması anlamına gelmektedir. Buna karşılık siyasal anlamda ise, siyasal hakların ve kamu görevlerinin sınıf ve maddi durum gözetmeksizin, işin gerektirdiği teknik ve mesleki bilgiye sahip bütün vatandaşlara açık tutulmasını ifade etmektedir. Hukuk devleti ilkesi eşitliğin garantörüdür[29].
Eşitliğin kapsamı ilkçağlardan beri tartışılagelmiş olmakla birlikte Aydınlanma Çağına kadar eşitliğin kapsamı belli niteliğe sahip sınıflar (soylular, rahipler, askerler, mülk sahibi erkekler vs.) için geçerli olmuştur.
Eşitliğin kavramı kimi zaman toplumun tüm bireylerinin herhangi bir ayrım gözetilmeksizin hür ve özgür olmak olarak yorumlanırken, kimi zaman da bu eşitliğin fırsat eşitliğini de sağlaması gerekliliği üzerine yorumlar ön plana çıkmıştır. Bu durum devletin bir takım mali ve sosyal imkânlar gerektiren özgürlüklerin kullanılması için dezavantajlı gruplara “pozitif ayrımcılık” yapmasını gerektirmiştir[30]. Eşitlik bu haliyle somutlaşmakta ve daha işlevsel hale gelmektedir.
[1] Salih ALP, “Refah Devleti Düşüncesinin Gelişimi ve Bir Liberal Alternatif Olarak Üçüncü Sektör”, Maliye Dergisi, Sayı 156 Yıl 2009, ss. 265-279
[2] Ömer Zühtü ALTAN, Sosyal Politika, TC Anadolu Üniversitesi Yayını No: 1744 – Açıköğretim Fakültesi Yayını No: 900 s. 43-44
[3]Celalettin YANIK – Mustafa KARA, “Küreselleşmenin Sosyal Devlet Anlayışındaki Dönüşüme Etkisi: Genel Bir Değerlendirme”, HAK-İŞ Uluslararası Emek ve Toplum Dergisi © Cilt: 3, Yıl: 3, Sayı: 6 S. 12
[4] Birgül Ayman GÜLER, “Sosyal Devlet ve Yerelleşme”, Memleket Siyaset Yönetim, 2006, [GÜLER] ss. 31.
[5] GÜLER, 2006:, ss. 31.
[6] Songül Sallan GÜL, Sosyal Devlet Bitti, Yaşasın Piyasa Liberalizm ve Muhafazakârlık Kıskacında Refah Devleti, İstanbul: Etik Yayınları -2005 [GÜL] s. 55
[7] GÜL, 2005: s. 144
[8] Nüvit GEREK - Nuray GÖKÇEK KARACA - Dilek BAYBORA - Fatma KOCABAŞ, İş Ve Sosyal Güvenlik Hukuku, T.C. Anadolu Üniversitesi Yayını No: 2808 - Açıköğretim Fakültesi Yayını No: 1766, yıl 2013, s. 196
[9] Ali GÜZEL, “Türk Sosyal Güvenlik Sisteminde Öngörülen Reform Mevcut Sorunlara Çözüm Mü?”, Çalışma ve Toplum Dergisi Yıl 2005 Sayı 4 s. 63
[10]Süleyman ÖZDEMİR Küreselleşme Sürecinde Refah Devleti, İstanbul, 2. baskı, İstanbul, İTO Yayınları, 2007 s. 177-178
[11] Zafer DURDU, Modern Devletin Dönüşümünde Bir Ara Dönem: Sosyal Refah Devleti, Muğla Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi (İLKE) Bahar 2009 Sayı 22 s. 43
[12] Ali Rıza Okur - Ali Güzel - Nurşen Caniklioğlu, Sosyal Güvenlik Hukuku, 12. Bası, İstanbul, 2009 s. 1
[13] Ali Nazım SÖZER, Türkiye’de Sosyal Hukuk, Türk Tarih Kurumu Basımevi, 1994 s. 5
[14] Birgül AYMAN GÜLER, “Sosyal Devlet Ve Yerelleşme”, Yasal Değişim Sürecinde İnsan, Toplum, Çevre, Kent ve Mimarlık Sempozyumu, 21-22.04.2005, TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi s. 3
[15] GÜLER, 2005: s. 3
[17] SUR, Melda; “Sosyal Hakların Uluslararası Alanda Korunma Sistemleri” İnsan Hakları Yıllığı, Cilt 19-20, 1997-1998, s 66
[18] KARAN, Ulaş; “Türkiye’de Sosyal Hakların Mahkemeler Önünde İleri Sürülebilirliği Ve Yüksek Yargı Organlarının Sosyal Haklara Yaklaşımı” İstanbul Bilgi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Hukuk Yüksek Lisans Programı, 2006, s. 19
[19] RİVERO, Jean; “Çağdaş Anayasalarda Ekonomik ve Sosyal Haklar ve Ödevler”, Uluslararası Seminer-İstanbul, 1982, s. 15
[20]KABOĞLU, İbrahim Ö. “Anayasa’da Sosyal Haklar: Alanı Ve Sınırları” Sosyal Haklar Ulusal Sempozyumu – 2010 http://www.sosyalhaklar.net/2010/bildiri/kaboglu.pdf15.04.2017
[21] Türk Dil Kurumu Resmi Web Sayfası, “Hukuk” Güncel Türkçe Sözlük, http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_gts&view=gts15.04.2017
[22]ALİEFENDİOĞLU, Yılmaz; “Hukuk-Hukukun Üstünlüğü-Hukuk Devleti” Ankara Barosu Dergisi, 2001, s. 29
[23] Türkiye Cumhuriyeti Anayasası [TC Anayasa], Resmi Gazete 17863, 9.11.1982, md 7, 87, 88
[24] TC Anayasa, 1982: md 175
[25] TC Anayasa, 1982: md 10
[26] TC Anayasa, 1982: md 125
[27] TC Anayasa, 1982: md. 155
[28] ÖDEN, Merih, Türk Anayasa Hukukunda Eşitlik İlkesi, Yetkin Yayınları, Ankara 2003, s.18
[29] GÖZLER, Kemal, Türk Anayasa Hukukuna Giriş, Ekin Kitabevi, Bursa 2008, s.186
[30]KARAKUŞ, Yeliz, Türkiye’de ve Avrupa’da Pozitif Ayrımcılık: Karşılaştırmalı Bir Çalışma, (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Ankara 2006, s.7.
Yorumlar
Yorum Gönder